İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.
Balkanlarda pek çok ülkeye resim festivali ve çalıştayı için davetli gitmiş, gezmiş, oraları görmüştüm. Ancak Makedonya'ya kısmet olmamıştı ve çok merak ediyordum. Nihayet bu yıl Kavadarci Resim Festivali'nden davet geldi...
Pek çok ülkeden katılan değerli ressamların yanı sıra Türkiye'den katılımcı olarak bu kez yalnız olmayacaktım. Tekirdağ'dan Vahit Akan, Bursa'dan Şaban Okan, Çanakkale'den Vahid Novruzov, Mersin'den Olga Eren ile Gülçin Öntaş, Bodrum'dan Yusuf Tarım, İzmir'den Zeynep Salman, Şefkat İşlegen ve ben...
Olga ile İstanbul'da buluştuk ve ver elini Üsküp. Üsküp havaalanında bizi karşıladılar. Bizimle aynı uçakta gelen Vahid Novruzov ve eşi Sadegül hanımı da alarak aynı araçla Kavadarci'ye geldik... Otelin girişinde Vlademir bey güler yüzü ile karşıladı bizi. Olga dil bildiği için sıkıntı çekmiyorum. Sağ olsun tercümanlık yapıyor. Olga ile dostluğumuz ( artık dostluktan öte ana-kız... abla-kardeş gibi) on yıllık. O benim canım... Harika bir insan, iyi bir ressam, müthiş bir anne ve eş...
Kavadarci Üsküp'e 110 km. uzaklıkta bir il. Şarapçılık çok ileri olduğundan bağları ile ünlü. Bizi davet eden ve her yıl bu çalıştayı düzenleyen Vlademir Temkov da ressam. Köklü bir aile Temkov'lar... Otelleri, restoranları, bağları var... Eh sanatı da sevince yirmi yılı aşkındır dünyanın pek çok yerinden ressamları ağırlıyorlar...
Sabah erken uyanıp Olga ile yürüyüşe çıkıyoruz. Etraf yemyeşil... ceviz ağaçları, böğürtlenler, elmalar ve bağlarda iri kara üzümler... Yukarıda bir bağ kulübesi görüp fotoğrafını çekiyorum ve sonra resimliyorum... İkinci tablo olarak da bir salkım üzüm yapıyorum... Vlademir bey mutlu oluyor.Tuvalimin başında resim yaparken elimi öperek teşekkür ediyor...
Herkes kendi tarzında, konusunda, tekniği ile çalışıyor. Sık sık dolaşıp çalışmaları inceliyorum. Dünya resim sanatı nerede?.. Nasıl çalışıyorlar öğrenmeye çalışıyorum.
Olga beş yaşındaki yeğenini elmayı ısırırken, bir de kediciğini resmediyor. Bir şirin oldu ki sormayın... Vahid Novruzov iyi bir portre ressamı... kimseyi kıramıyor.. bir kaç portre yaptı. Şaban Okan'da farklı tarzı ile harika çalışıyor... Herkes kendi dalında iyi ressam... Yusuf iki gün geç geldi. Büyük tuval kalmamış. Küçük çalışmak hoşuna gitmiyor. Ellerinde bir büyük tuval var ama o da çok büyük... 200x150 cm. "... olsun çalışırım" diyor. Ama o boy tuval ne şovaleye sığar , ne de başka yere... havuzun kenarında duvara dayadı... Önünde sardunyaları ile muhteşem penceresini boyalarını attıra attıra resmettikçe herkes merakla ve hayranlıkla izledi....
Balkanların en büyük şarap fabrikası bizde de ürünleri satılan Tikveşli şarap fabrikası davet ediyor bizi. Otelimize pek uzak değil... biz yürüyerek gidiyoruz. Yollar ağaçlık, yeşillik... bağlar var... girişte pek çok römorkör ile kasa kasa üzümler sıralanmış... fabrika 1800 lü yıllardan kalma taş bina. Büyük yeşillik alanı var. İçinde mermer heykeller, kocaman tahta şarap fıçıları... Bir yetkili tek tek anlatıyor, bilgilendiriyor. İçerde koca koca tanklarla şaraplar fermante oluşumuna bırakılmış. Yetkililer tek tek açıp ölçüm ve tadım yapıyor, raporluyor. Mahzende binlerce ahşap fıçıda şaraplar yıllanmaya bırakılmış. Taş bir salona geçiyoruz. Kokteyl masaları hazırlanmış... Beyaz, pembe, kırmızı şaraplar tadılmak üzere hazırlanmış...
Şaraplık kara üzüm üç öğün soframıza konuluyor. Lezzetli ve mis gibi de kokulu... bol bol yiyoruz...
Üçüncü gün Şaban beyin eşi Ferişte hanım ile Vahid beyin eşi Sadegül hanım ressam olmadıkları için sıkılıyorlar ve mutfağa geçtikleri gibi bize tepsi tepsi su böreği yapıyorlar. Börek kapışanın elinde kaldı... Bu iki güzel aile ile kaynaşıyoruz. Birbirimizi kardeş belleyip karşılıklı davet ediyoruz. Beylerin ikisi de mükemmel insanlığın yanı sıra harika ressam, hanımlar da öyle çok iyiler, kafa dengi... Bu çalıştayda en büyük kazançlarımdan biri de onlarla tanışmam...
Akşam uluslararası folklor festivaline gidiyoruz. Harika bir görsel şölen... Olga telefonu ile facebook üzerinden naklen yayın yapıyor... Teknoloji pek çok şeye imkan veriyor artık. Kimi arkadaşlarımız da Türkiye'den izlediler bizimle birlikte... Sonraki günlerde müzeye bir resim, bir de fotoğraf sergisine daha gittik...
Buraya kadar gelmişken Manastır'ı ve dillere destan Ohrid'i görmeden olur mu?
Sağ olsun Tekirdağ'dan aracı ile gelen Vahit Akan ağabeyim bizi gezdirmeyi teklif etti. O buraları iyi biliyor, sık geliyor. Vlademir beyle de samimi. Seviniyoruz. Olga, Yusuf ve ben haşlanmış yumurta, peynir, börek ayran, su, üzüm gibi yiyecekleri torbamıza yüklendiğimiz gibi aracımızla sabah erken çıkıyoruz yola...
Vahid ağabeyim koyuyor bir de teybine Türk Sanat Müziği CD.sini... şarkı söyleye söyleye ver elini Manastır. Rumeli türkülerine konu Manastır'ın ortasındaki havuzu görüyoruz. Her yer çiçeklerle bezenmiş. Çarşısını geziyoruz. Burada eskiden çok Türk yaşarmış. Zaman içinde göç etmişler.Kimi Osmanlı eserleri de yıkılmış, tahrip edilmiş. Osmanlı eserlerinden kalma bir saat kulesi var... zaman içinde tepesine haç dikmişler...
Yolun ortasında su birikmiş. Bir köpek susamış, kana kana içiyor. Bütün araçlar durdu... köpek çekilene kadar bekledi... Hayvana duyulan saygı çok hoşuma gitti. Derken birden bir davul sesi ile irkildim. Harmandalı çalıyordu... Havuz başına uzak olduğu için ne olduğunu anlayamadım...
Oradan Atatürk'ümüzün askeri okuluna gidiyoruz. Gezerken tüylerim diken diken... Hayatı ve yaptıkları büyükçe ekranda anlatılıyor bir bir... Türkiye'den pek çok tur gezginleri de bizimle... rehberleri anlatıyor. Biz de dinliyoruz. Gözlerim dolu dolu... sık sık tavanlara bakıyorum akmasınlar diye...
En son anı defterine şöyle yazıyorum:
"Büyük Ata'm, bu günlerde yurdumda kendini bilmezler senin heykellerine, şahsiyetine saldırdığı için şu an manevi huzurunda utanç duysam da bir Atatürk kızı olarak son nefesime kadar ilke ve inkilaplarına sahip çıkacağıma ant içerim- Hülya SEZGİN/İzmir-TURKEY"
Atatürk sevgisi saygısı işte böyle bir şey. .. Bugün düşman esaretinde olmayıp özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz adama duyulan minnettir...
Oradan geçiyoruz Ohrid'e... büyük bir göl... yemyeşil bir alan... Kayıklar, tekneler... Elbet güzel ama benim Mordoğan'ımın, Güzelbahçe'min doğal güzelliğinden pek de fazla değil diye düşünüyorum. Ohrid incileri ile meşhur. Çarşıda kuyumcular... çeşit çeşit takılar. Ancak artık kültür incisi pek çok ülkede üretiliyor. Alacağım inci gerçek mi çiftlik mi ayırt etmem imkansız. Gerçek mi bilmediğim ve İzmir'de 15-20 liraya alabileceğim inciye para vermek istemiyorum. Kızıma sedef bir kolye ucu alıyorum...
Oradan kaleye çıktık. Eski Osmanlı mimarisi evler var yer yer... Balkonlarda biber kuruları asılı. Bir baskı resim ve sanatsal resimler satış dükkanını geziyoruz. Atatürk resimlerini görünce duygulanıyoruz.Yol boyu gene her yer yeşil... ağaçlık... tepeden Ohrid manzarasını doyasıya seyrediyoruz...
Artık akşam oluyor. Yola düşüyoruz. Zaman kaybetmeyelim, daha çok gezelim diye yemek yememiştik. Zaten torbada yiyeceklerimiz de vardı. Ama artık acıkmıştık. Şehir dışında ağaçlık bir alana oturduk, piknik yapıyoruz. Aman ne tatlı geliyor o domates, peynir, börek, sosis... Hâlimize bakıp bakıp kahkahalarla gülüyoruz...
Dönüş yolunda yön tabelası pek yok... bocalıyoruz... arada gördükçe de Vahit ağabey "Ben tabela çok severim" diyor. Gülüyoruz. Haklı... Mısır, tütün, karalahana tarlaları yol boyunca... derken otelimize ulaştık...
Akşam güzel bir restoranda yemek yedik.Folklorcu gurup da bizimle idi. Yemek faslı bitince salona girmekte olan ve "Güüüm" diye kuvvetlice vuran davulun sesi hepimizi korkuttu. Ona zurna, akordiyon da eklendi. Çalan parçalarla folklorcular kalabalık bir gurup halay benzeri oynamaya başladılar. Kimi çalan şarkılar Makedonca olsa da bize pek yabancı değildi... "Kalenin bedenleri... şinanay yavrum şinanay..." arkadan "Dondurmam var kaymaklı" idi bal gibi de çalan şarkılar. Ben de neşelendim, onlarla birlikte Türkçe sözlerle söyledim... Bizden kimi arkadaşlar da onlarla oynadılar...
Olga kediciklerini sayıklıyor, özlemiş... herkese fotoğraflarını gösteriyor tek tek ...
Sabah erken dönüş yolculuğu... evime varınca ilk işim çaydanlığı ocağa sürmek olacak. Divana uzun oturmuş, burnumda buram buram tüten mis gibi demli çayımı keyifle yudumlarken güzel anılarımı anlatacağım sevgili eşim Hikmet'e...
Mutluluk, huzur, aynı dili (sanat) konuştuğumuz sevdiklerimizle (yerli-yabancı) keyifli sohbetler. .. yeni dostluklar... kardeşlikler... sanatta daha ilerleme, öğrenme... pek çok dertten arınma, zihin boşalması, benim için çalıştayın anlamı...
Hülya Sezgin/[email protected]
Bu günlerde yaz yavaş yavaş yerini sonbahara terk ederken, çok sevdiğim dondurma ile olan anılarım canlandı. Yıl 1970’ler. On bir-on iki yaşlarındayım. O zamanlar, İzmir Halilrıfatpaşa’da doksanbeşin kahvenin .....
Facebook ya da başka sosyal ağlar yaşantımıza gireli sanırım on yıl kadar oluyor... Kimimiz siyasi açıdan doğru paylaşımları takip ederek bilgimizi genişlettik, kimimiz aynı şeylerden keyif alan arkadaşlar olarak gruplarda .....
Yelki ile tanışmam geçen yıl Güzelbahçe Belediyemizin resim atölyesinde gönüllü öğreticilik yapmamla başladı. Öyle güzel bir yer ki!.. Kurs binamız eski bir taş ev olan Yelçevko .....
Bu yazımı 2003 yılında yazmışım ve anlıyorum ki bu ülkenin yararına her şey başkalarını rahatsız ediyor. .. Sanırım beş ya da altı yaşlarındayım. Kabarık kloş etekli elbisemi giydim. Saçlarımı atkuyruğu yaptı .....
İnsan evlenince çoluk çocuğa karışmak istiyor... Biz de evlendikten bir süre sonra bebeğimiz olsun istedik Hikmet'le... Nur topu gibi bir oğlumuz oldu. Adını Serter koyduk... Hikmet ben daha hastanede iken (O zaman .....
Sanırım bundan 8 yıl öncesi idi. Sapanca'da yapılan "Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi'sine davet edilmiş ve davetli olduğum başka bir çalıştaydan oraya bir gün gecikmeli olarak gitmiştim. .....
Ülkemizin durumu malum... Her geçen gün başka bir acı ve kargaşa ile sarsılıyoruz... Kimileri alıştık demeye gelir sözler söyleseler de... mümkün mü?.. alışılır mı? E o zaman da ne oluyor? .....
"Kapının pencerenin de profesörü mü olurmuş hiç?"demeyin sakın... Onu resim yaparken bir görseniz ve sonunda ortaya çıkan kapı ve pencere resimlerini... bana hak verirdiniz... Resimlerini yaparken .....
Yıllarca ekranlarda izledik onu... Kimi zaman gündüz kuşağı programlarında, kimi zaman ana haber bülteni sunuculuğunda... Günüz kuşağı programı dediysem öyle lay lay lom cinsinden değil... Eğlendirirken .....
Gökyüzü dün geceden beri dibi delinmiş gibi akıyor. Daha doğrusu ağlıyor. Çünkü bu gün İzmir kahraman şehidi Fethi Sekin'i toprağa verdi. Arkasında üç yavrusu yetim kaldı. .. .....
Valizimi hazırlamadan önce google amcaya sordum "hava nasıl" diye. İçimi aydınlatan bir yanıt aldım. Çünkü Aralık ayının beşi olmasına rağmen 17-18 derece olacağını söylüyordu bana .....
Altı yaşımda ayrılsam da doğum yerim Çankırı benim, Çankırılıyım... Annem, babam, kardeşlerim de oralı... Memleketim... Uzak diyarların yakın kenti Çankırı... Yarenler ili... Hamuru oradan olunca bir başka .....
Kitap okumayı seviyorum. Hele bu bir de sevip saydığım değerli bir sanatçının hayatını anlatıyorsa daha da hoşuma gidiyor. Ünü sınırlarımızı aşmış, yurtdışında da bizi başarı ile temsil eden ve oralarda .....
Geçtiğimiz günlerde bir sanat çalıştayı için aldığım davet üzerine Romanya Martiniş'te idim. Serüvenim sevgili kardeşim Macaristan Vonyarvacheg Belediyesi kültür müdürü .....
O hep farklı olanı aradı. Sanatçı olma yolunun yapılmayanı yapmaktan geçtiğini biliyordu çünkü. Şarkıda olduğu gibi "başkası olma kendin ol" dedi durdu kendi kendine... Öyle de yaptı... Bir .....
"Bahçeye indim ki asma salıncak Yar gelip yar gelip sallanacak Akşamdan sonra neler olacak Yar gelip yar gelip sallanacak Benim güzel yarim sallanacak ..." Yıllar önce resim .....
Psikologlar diyor ki çok haber izlemeyin... sorunlara çok takılı kalmayın... Yoksa ayvayı yersiniz... Tepenizde huni gezersiniz... Ben de öyle düşünüyorum. Uyumamalı, sorunları unutmamalı, ama arada bir .....
O özelikle genç ressamların tanıtımı için çeşitli dergilerde yazan bir sanatsever, resim aşığı... Bu yolda ilerlerken de koleksiyoner oluvermiş. Aslında bir iş adamı. Daha öncesinde tesadüf bu .....
Hani öyle bir tekerleme vardır. " Su yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak" Çocukluğumda bu tekerlemeyi söyleyebiliyorum diye kendimle gurur duyardım... Şimdi size sarımsağın .....
Oofff sevmiyorum bu anı... ne unuttum telaşı... Yani bir yere gitmeden önceki sıkıntılı durum... Bavula onu koydum mu? Şunu aldım mı, yoksa unuttum mu? Uçak taşıma hakkım olan kiloyu aştım mı? Önce bavulsuz .....
Benim bir Mikrop'um var... Gerçi hiç hava atmayayım benim diye... çünkü o pek çok İzmirlinin sevdiği... Mikrop Hikmet'ten söz ediyorum. İzmir'in ve Ege'nin çok sevilen .....
Bu kez yolculuk Fethiye'ye... Fetav'ın düzenlediği 9. Fethiye festivaline davetliyim. Bu yalnız resim çalıştayı değil... tam festival... resim de var, müzik de.. şiir gecesi ve şairler de var, dünya .....
Konya'da yaşıyor... hep kırmızı giyiniyor. baştan aşağı kırmızılı, çantası, gözlüğü, ruju, makyajı... Bütün esnaf onu tanıyor ve seviyor... Konyalı Sultan abla o... Henüz on yedisinde .....
Elli yıla yakındır İzmirli olsam da doğum yerim ve rahmetli annem-babam Çankırılı... Memleketimi seviyorum. Gitmesem de... uzun süredir görmesem de, hatta hatta arada bir öfkelensem de o yer benim .....
Sanırım pek çoğumuz muhteşem ikili Dustin Hoffman ve Tom Cruise'un oynadığı bol Oscar'lı "Rainman" filmine değin "otizm" kavramına yabancıydık. Açıkçası bu konuda .....
Hayatta hiçbir şey tesadüf değil derler. Bence de doğru derler. Son örneğini kendim yaşadım. İki yıl önce Karacasu'da bir resim çalıştayı düzenlemiştim. Katılımcı ressam arkadaşlarımla .....
Çocukluğumun bir bölümü büyük bahçeli bir evde geçti. Çankırı'da oturuyorduk o zamanlar. Bize yetecek kadar sebze ekerdi rahmetli babam bahçemize. Tavuğumuz da vardı, kedimiz de, .....
Hem güzel, hem asil bir hanımefendi... Bol ödüllü bir yıldız ve bana göre Türk sinemasının yüz akı olan önemli sanatçılarımızdan biri o. 1965 yılında Ses Mecmuası'nın .....
Başlığı görünce aklınız mı karıştı? Ne yani sizce “Cuma”lar hayırlı da “Çarşamba”lar hayırsız mı? Hiç Allah “bu gün hayırlı, şu gün hayırsız” diye yaratır .....
Facebookta gördüğüm karikatür beni önce güldürdü, sonra geçmişe, çocukluk anılarıma götürdü... Karikatürde bir hacı amca elinde tespihi ellerini arkasında .....
Yaş ilerledikçe ve çekirdek ailemiz daha da küçülünce pişirdiğim yemek tencerelerimin hacmi de küçüldü. Eskiden koca bir tencere kuru fasülye yapardım, ikinci öğüne ya bir .....
Yorumlar
Yorum Gönder