İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.
Engin ve zengin kültürümüzün bünyesinden çıkmış, nice onur ve gurur duyduğumuz insanlarımız vardır. Bunlardan biri de, vefanın, cömertliğin, azim ve iradenin, tevazuun, bütün müspet ilimlerin, ahlâk ve faziletin, cehalete karşı koymanın, vatanperverliğin, tarih ve millet şuurunun öncü isimlerinden olan millî şairimiz Mehmet Âkif’dir.
Bu yazımızda O’nun değişik konu ve olaylarla ilgili düşüncelerinden bahsetmek istiyorum.
M.Âkif, Balkan Savaşı’nın devam ettiği günlerde sadece Sırat-ı Müstakim’deki şiir ve yazılarıyla değil, Camilerde verdiği vaazlarla da halkı aydınlatmaya çalışıyor, bu zor günlerde herkese büyük görevler düştüğünü haykırıyordu. O, Vaazlarında: “Eğer herkes gerek kendi nefsine, gerek Halikına, gerek dindaşlarına, vatandaşlarına yapmakla mükellef bulunduğu vazifeleri yapsalardı bu musibetler, bu belalar başımıza gelmezdi” diyordu.
M. Âkif’in, memleketin işgalleri karşısında bütün ümidi Anadolu’daydı. Anlamıştı ki, Âsım’ın nesli dipdiri ayaktadır, hür ve müstakil yaşamaya kararlıdır. Millî Mücadele bayrağının açıldığı şehirlerimizden bir olan Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ni dolduran cemaat’e “Anadolu altüst olurken seyre bakıp öyle durma, Bir gün vatansız serseri olacaksın kendi yurdunda.!” Mısralarıyla başlayan ünlü şiirini okuduktan sonra, Balıkesirlilere Türk’ün asla istiklâlsiz yaşayamayacağını, ümitsizliğe düşülmemesini söylüyordu. Başarının sırrı, birlik, beraberlik ve dayanışmadır diyordu. O, aynı zamanda fırkacılığa da üzülüyor, bir milletin gerçek düşmanının “Tefrika” olduğuna inanıyordu. O’na göre, “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez/ toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” di.
M. Âkif, Kastamonu’ya geçtiğinde de Sevr Muahedesi ile Millî Mücadele konusunda halkı aydınlatma ihtiyacını hissetmiş ve Nasrullah Camii’nde özetle şöyle vaaz etmiştir: “Ey Cemaat-i Müslim’in! Düşmanların bugün bizden istedikleri doğrudan doğruya başımızdır, hayatımızdır, devletimizdir.” Bu vaaz, 2gün sonra 464. sayısından itibaren Kastamonu’da yayınlanmaya başlanan “Sebilürreşad” mecmuasında çıktı.
Millî Mücadele yıllarında, insanımızdaki Millî Mücadele ruhunu ifade eden bir şiir yarışması için 07 Kasım 1920 tarihli Hakimiyet-i Millîye’de ilân çıkarılır. Birincilik kazanacak şaire, beş yüz lira verilecektir. Mükâfat konusunda çok hassas olan Âkif’in en büyük korkusu, para için yazdığının zannedilmesiydi. “Kahraman ordumuza” ithaf ettiği marş, 07 Şubat 1920’de imzasız olarak Maarif Vekâleti’ne teslim edilir. İstiklâl Marşı, 17 Şubat’ta Sebilürreşad’da, 21 Şubat’ta da Kastamonu’daki Açık Söz Gazetesi’nde yayınlanmıştır. İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921’de Meclis’te resmen kabul edildi. Âkif İstiklâl Marşı’nda, kendi beni ile birleştirdiği Türk milletinin duygu ve düşüncelerini her yönüyle dile getirmiştir.
Türk milleti, ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşamaya alışmıştır. Vatan, millet, hürriyet ve istiklâl gibi kavramların önemi, barış zamanında pek anlaşılmaz. Fakat savaş, onların ne kadar hayatî olduğunu kuvvetle hissettirir. Bundan dolayı Türk Milleti, bu uğurda ölürsem şehit, kalırsam gazi inancına sahiptir. Bütün Müslümanlar bilirler ki, maazallah Türk Milleti’nin devrilmesi bütün cihan-ı imanı sarsacaktır. Bütün Müslüman yurtlarını, zelzeleye tutulmuş gibi hasara uğratacaktır. Zira tarihte, hilal’in temsilciliğini Osmanlı ecdadımız yapmıştı.
Türk’ün Müslümanlıktan, milliyetçiliğimizin İslâm’dan ayrılamayacağını bize öğreten M. Âkif’tir. Yirminci asırda son ve tehlikeli olan mason darbesi yüzünden yıkılma tehlikesiyle karşılaşan milliyetçiliğimizin bekçisi, sahibi, havarisi O’dur. Âsım’daki muhteşem din ve millet sentezinin ulaştığı bu kemâl, milliyetçilik davamıza gerçek şuurunu getirdi.
O’nun ahlâkı, daima din ahlâkı olmayıp, arkadaşının çocuklarına bakması, İstiklâl Marşı’nın parasını alacaktı; herkes onu bu ikramiyeyi almış bilecek, fakat o, bu parayı zaruretlerin adresine dağıtarak vicdanî faziletin zevkini yaşayacaktı.
Cehaletin önüne eğitimle geçilir. Eğitimin uygulayıcıları da öğretmenlerdir. Öğretmenler nitelikli değilse okul açmak çözüm olmaz. O’na göre öğretmen imanlı, edepli, liyakatlı ve vicdanlı olmalıdır. Yenilik ve gelişmelere yönelmeli, ilim ve teknikte gelişmeliyiz.
Gençlik ve gençler, Âsım’ın nesli dediği ideal tiptir. En belirgin özellikleri çalışkan, cesaretli, ümitli, eğitimli, beden ve ruhça sağlıklı genç olmalarıdır.
“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.” “Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek: işte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”
Bu duygu ve düşüncelerle, 27 Aralık 1936’da aramızdan 63 yaşında ayrılan, ideal insan M. Âkif Ersoy’u rahmetle anarken, O’nun gibi düşünebilmeyi diler, sevgi ve saygılar sunarım.
Ahmet ÜNLÜ Em.And.Öğt.Lis.Md.
Kaynaklar: 1-Mehmet Akif ve Safahat. Tercüman Gazetesi. İstanbul-1986
2-Mustafa Özçelik. Mehmet Akif ve Safahat. Nur yayınları. İstanbul-2009
20 Aralık 1873- 27 Aralık 1936. Türk milletinin tüm özelliklerini özümlemiş bu duygu ve düşünce ile milletini her yerde temsil etmiş millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy, aralık ayında .....
Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, hicrî 1438 yılına girdik. Aynı zamanda Hicrî takvimin ilk ayı Muharrem, Efendimiz (s.a.s.)’in “hürmete şayan bir ay” diye nitelediği, sonsuz .....
İnsan, bir toplumda dünyaya gelir ve bu toplumun özellikleriyle yetişir. Ne mutlu bize ki, Müslüman Türk toplumunda dünyaya geldik ve bu özelliklerle yetiştik. Ecdadımız, üç kıtada insanları .....
Allah (c.c.), insanları kendini tanımaları için yaratmıştır. Bu, Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Ben (Azimüşşan) cinleri de insanları da(başka bir hikmetle değil) ancak Bana kulluk etsinler .....
Yaratılış gereği her insanın bir ideali vardır. Kendine, ailesine ve milletine faydalı olmak!.. Genç Fatih’in de ideali şuydu: “İslâmlığı yüceltmeye ve Peygamber’in minnetini canlandırmaya elden gelen .....
Toplumun temeli, millî ve manevî değerlerin taşıyıcısı ailedir. Aile de, ana-baba ve çocuklardan oluşan sosyolojik bir gruptur. Aynı zamanda aile, bir sığınak, korunak, huzur ve mutluluğun yaşandığı kutsal .....
Sevgili Peygamberimiz, Mekke’de, Kâbe’nin yakınındaki bir evde, Rebîü’l-evvel ayının on ikinci gününe rastlayan Pazartesi sabahı tan yeri ağardığı zaman 20 Nisan 571’de dünyaya geldi. .....
Yorumlar
Yorum Gönder