İhbar edeceğiniz yoruma ait mesajını giriniz.

Abdullah Sağır

ŞEHİD

Abdullah  Sağır
22 Ocak 2016
A-A+

ŞEHİD

Bu kelimenin bir sözlük bir de dinî anlamı vardır. Sözlükte "bildiğini söyleyip tanık olan, bir olaya şahit olan, bir yerde hazır bulunan» anlamına gelen bu kelime, dinî bir terim olarak ise "Allah yolunda öldürülen müslüman" manasına gelmektedir. Buna "şehîd" denilmesinin sebebine gelince, Allah’ın vaat ettiği nimetleri hazır olarak görüp onlardan yararlandığı ya da kıyamet gününde kendisinden Hz. Peygamber’le beraber geçmiş ümmetlerle ilgili şahitlik etmesi istendiğinden bu ad verilmiştir. Kur’an’da elli altı defa geçen bu kelime, çoğu yerde "tanık" manasında, bazı yerlerde esmâ-i hüsnâdan biri olarak, bazı ayetlerde ise «Allah’ın iradesine uygun şekilde yaşayan kamil insan, örnek kişi, önder" anlamında kullanılmıştır. Mesela, “İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız ve Resûl’ün de size şahit olması için sizi vasat-mutedil bir ümmet eyledik.” (Bakara, 2/143) şeklindeki âyette bu anlamda kullanıldığı gibi başka bir âyette de (Hac, 22/78) aynı manada kullanılmıştır.

Bu kelime, Allah yolunda canını feda ederek şehitlik mertebesini kazanan kimseleri ifade etmek üzere üç âyette "şühedâ" şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır. Bu âyetler şunlardır: “Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştırlar!” (Nisâ, 4/69); “Yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şehidler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez. Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. (Zümer, 39/69-70), "Allah’a ve peygamberlerine inananlar, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar (sıddîkler) ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdırlar. (Hedîd, 57/19).            Bu arada pek çok âyette şehitliğin önemine ve Allah katındaki değerine değinilmiş ve inananlar bu mertebeye ulaşmaları için özendirilmişlerdir. Mesela bir yerde, “Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz anlayamazsınız.” (Bakara, 2/154) denilirken, başka bir yerde ise, “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri katında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehid kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler.” (Âl-i İmrân, 3/169-171) şeklinde denilmiştir.

Şehidin Kısımları:

Şehid, Allah indindeki derecesi, öldürüldüğü yerin durumu ile dünyadan uğurlanması esnasında tabi olacağı muamele açısından birkaç çeşide ayrılmaktadır.

1.Dünya ve ahiret hükümleri bakımından şehid. Bu şekilde şehid sayılabilmesi için

Allah yolunda savaşın yapılması, müslümanın gayri müslimler tarafından öldürülmesi veya yaralanıp savaş meydanında ölmesi gibi şartların oluşması gerekir. Bu şekilde vefat edenlerin hem dünya hem de ahiret şehidi sayılmasında âlimler arasında her hangi bir ihtilaf yoktur. Bu tarzda şehid kabul edilenlerin cenazeleri kaldırılırken, fıkıh kitaplarımızda zikredilen esas ve hükümlere tabidirler. Bunları ise şu şekilde sıralayabiliriz: Bu grupta yer alan şehid yıkanmaz, kanlı da olsa üzerinde bulunan elbisesi kefeni kabul edilip o haliyle defnedilir. Bu elbise onun bir imtiyaz alameti ve ibadet eseri sayıldığından üzerinde bulunan kanlar temizlenmez.

Bu arada devlete isyan edenler ya da yol kesicilerle çarpışırken veya canını, malını ve namusunu korurken haksız yere öldürülenlerin bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı konusunda âlim ve mezhepler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Hanefî ve Zeydiyye mezheplerinde bunların hepsi, Hanbelî ve Caferî mezheplerinde sadece eşkıya tarafından haksız yere öldürülenler bu grupta kabul edilirken, Mâlikî ve Şâfiî âlimlerinin çoğuna göre bu şekilde öldürülenler âhiret hükümleri bakımından şehid olmakla beraber dünyada kendilerine şehidlerle ilgili hükümler tatbik edilmez. Bu grupta yer alıp tam şehid ya da savaş şehidi olarak sayılanlar Allah indinde en yüce mertebeye sahip şehidlerdir.

Bu gruba giren şehidler üzerinde cenaze namazına gelince, Hanefî, Zeydiyye ve Caferî mezheplerine göre kılınması gerekli görülürken, Şâfiî ve Mâlikîler’in çoğuna göre namaz kılınmaması gerekir. Şâfiî ve Mâlikîler, Kur’an’da ifade edildiği gibi şehidleri diri kabul etmişler ve diri olan biri üzerinde namaz kılınmaz demişlerdir. Bundan dolayı Hz. Peygamber Uhud şehidlerini yıkamadan ve cenazeleri üzerinde namaz kılmadan kanlarıyla defnedilmelerini emretmiştir. Ayrıca onlara göre namaz günahların bağışlanması için kılınır, şehid ise tüm günahları bağışlandığından buna ihtiyacı bulunmamaktadır. Şehid cenazesi üzerinde namaz kılınması gerekliliği görüşünü savunanlar ise, Hz. Peygamber’in şehid için namaz kıldığına ilişkin hadislerin bulunduğu, şehidin diri sayılması âhiret hükümleri bakımından olduğu, dünyevî hükümler bakımından ise ölü sayıldığı ve bundan dolayı mirası takdim edildiği ve eşi iddetini bitirdikten sonra evlenebileceği gibi delilleri zikrederek görüş belirtmişlerdir.

  1. Sadece  dünya  hükümlerine  tabi  şehid.  Kalbinde  münafıklık  bulunmakla  beraber

Müslümanların saflarında yer alıp da düşman tarafından öldürülen kişi sadece dünya hükümleri açısından şehid muamelesi görür. Bu şekilde şehid olan kişi birinci grupta şehid olan gibi yıkanmadan cenaze namazı kılınır ve üzerinde bulunan elbisesiyle birlikte defnedilir. Kur’an’da ve hadislerde müjdelenen mükafatlardan mahrum olur. Ayrıca savaştan kaçarken veya ganimet elde etme, kahramanlık ve gösteriş amacıyla savaşa katılarak öldürülen kişi de dünya hükümleri bakımından aynı muameleye tabi olup âhiret mükâfatından mahrum kalır.

3.Sadece âhiret hükümleri açısından şehid. Savaşta veya dışında haksız yere öldürülüp

yukarıda sayılan iki grubun dışında kalanlar, sadece âhiret bakımından şehid kabul edilmiştir. Mesela Allah yolunda savaşırken aldığı yaradan dolayı o anda değil de, daha sonra ölen kişiler bu grupta değerlendirilmiştir. Ayrıca hadislerde şehid olarak ifade edilenler bu grubun içerisinde değerlendirilmiş ve âhiretteki mükafatları yüksek olacağı kabul edilmiştir. Bunlar arasında yangında, denizde ya da deprem ve yıkım gibi göçük altında vefat edenler, veba, kolera, sıtma ve bulaşıcı hastalık gibi yaygın ve önlenmesi zor hastalıklar sebebiyle ölenler, doğum esnasında veya lohusalık döneminde hayatını kaybeden kadınlar, ilim ve eğitim uğrunda ve helal kazanç yolunda vefat edenler ile samimi bir şekilde şehid olmayı isteyip de yatağında ölenler sayılmıştır.  Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre "Resûlullah (a.s.) bir gün Sahabelerine şu soruyu sormuş: "Aranızda kimi şehid sayıyorsunuz?" Onlar da, "Kim Allah yolunda öldürülmüşse, o şehiddir." diye cevap vermişler. Bunun üzerine Resûlullah (a.s.) "O zaman ümmetimin şehitleri azdır." şeklinde karşılık vermiştir. Sahabeler de «Öyleyse onlar kimdir.» diye sormuşlar. Resûlullah (a.s) da "Kim Allah yolunda öldürülürse, şehiddir; kim Allah yolunda ölürse, şehiddir; kim taundan dolayı ölürse, şehiddir; kim iç hastalıklardan dolayı ölürse, şehiddir ve kim de suda boğulursa şehiddir." şeklinde açıklamıştır (Müslim, "Îmare", 51). Başka bir hadiste ise, "Şehidler beştir: taun hastalığından vefat eden, iç hastalıktan ölen, boğulan, yıkım altında kalan ve Allah uğrunda şehid olanlar." (Müslim, "Îmare", 51).

Sonuç olarak şehidler, dünyevî ve uhrevî hükümler bakımından üç kısma ayrılıp cenazelerine karşı ifa edilmesi gereken bazı sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu vesileyle vefat eden tüm şehidlerimize Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Her ne kadar tanım kısmında şehidliğin uhrevî mükâfatıyla alakalı bazı bilgiler âyetlerde dolaylı şekilde verilmiş olsa da, inşaallah önümüzdeki haftalarda şehidliğin uhrevî mükafatıyla ilgili bilgiler hem âyet hem de hadisler bazında detaylı bir şekilde siz değerli okuyucularla paylaşılmaya çalışılacaktır.                                                                                     




 Yorumlar
Bu yazıya ait yorum bulunamadı
 Yorum Gönder